Yazı Detayı
04 Ekim 2019 - Cuma 18:55 Bu yazı 134 kez okundu
 
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE
Ziya Gökalp Şahin
 
 

Ülkemizin içine sızan güçler ve kurduklar sistemlerin, ajanlarının ve içimizdeki uşaklarının cumhuriyetten bu yana aktif olduklarını bilmeyenimiz artık neredeyse yok…

 

Tüm ilişkiler yumağı içinde ilk siyasi partimizin tam merkezde olduğunu ve yarım asırdan fazla devam eden işbirliğini de tahmin etmek güç değil… Malumunuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hastalanması ile yeniden ortaya çıkan bu güçler ölümünü hızlandırdılar ve vefat etmesiyle birlikte artık yeniden konumlanmaya başladılar. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın ülkede istemediği sınır dışı ettirdiği diğer ülke ajanları, kapattığı mason locaları, baskınlar ile yok ettiği tapınakçıların üsleri ve daha birçok dış güçlerin içimize sızdırdığı ne kadar etkin oluşum varsa hepsinin önüne geçmişti.

 

‘O’nun varlığında emellerini ulaşamayacaklarını biliyorlardı. Ve paşanın hastalanması ve genç yaşta vefatı tesadüf değildi…

 

CHP ve Amerikan, İngiliz ve diğer Avrupa devletlerinin ilişkilerinin iç içe geçmişliğini yakın tarihimizde ortaya çıkan belgeler, şahitler ve kanıt ile artık daha iyi biliyoruz.

 

Özellikle CHP’liler bu sözlerimden sonra öyle sanıyorum ki, rahatsız olacaklardır. Ancak istemediğimiz gerçeklerin rahatsız edici bir özelliği olduğunu hatırlatmak isterim. Atatürk’e gönülden bağlı son kahraman olarak benimseyen ve bu minvalde partisini destekleyenlere de diyeceğim ‘bugün desteklediğiniz yapının geçmişini ve geldiği noktayı lütfen araştırın’ derim.

 

Malumunuz son dönemde o kadar çok “kandırıldık” diyen oldu ki! Bunu sadece Ak Parti’lilere yüklemek haksızlık olabilir. Çünkü kandırılan yalnızca onlar değil, sadece kandırıldık diyebilen onlar…

Maalesef hazin bir cümle ama gerçek bu…

 

Üstelik geçmişte kendilerini kandıran siyasetçilere ne denli kızdığını gören biriyim CHP'lilerin. Gel gelelim kızsalar da yanlış görseler de Atatürk’ün partisi diye desteklemeye devam ettiler. Partiye gelenler gidenler, dış ziyaretçiler, dış ziyaretler… Söz taşıyıcılar, yol göstericiler, algı operasyoncuları, iletişimciler, derin ilişkiler…

 

Tüm bu ilişkileri istihbarı bir suçmuş gibi değerlendirenler olduğunu da çok şahit oldum. Bu değerlendirmeye yapanlara da şunu anlattım.

 

Kısa bir cümleyle ifade edeyim… "Mesele sadece politik. Tavrını Türkiye’nin çıkarlarından yana mı alacaksın, ABD çıkarlarından yana mı? O kadar!

 

Bildiğiniz gibi CHP, kurucu felsefesi gereği “tam bağımsızlık” düşüncesiyle hareket etmesi gereken ve tüzüğü, programı bu misyon üzerinden hazırlamış, düzenlemiş bir partidir.

 

Ama gel gelelim bugün özellikle ekonomik ilişkilerle, hatta kimi yerlerde düşünce kuruluşları ile ABD yanlısı politikalar izleyen siyasetçiler tarafından yönetiliyor! Kızmayın boşuna gerçek bu! Aldıkları kararlar da ABD nasıl isterse o doğrultuda oluyor. “Herkes için CHP’den” “Türkiye için CHP’ye ancak içindeki Amerikancıları saf dışı bırakarak gerçekleştirebileceklerini anlatmaya çalışıyorum!

 

Önemle altını çiziyorum; Amerikancı mı, değil mi? Bu insanlardan kimileri Fethullah Gülen’e inandıkları için yakın ilişki kurmadılar. PKK ile dağa da çıkmadılar. ABD öyle istediği için gerektiğinde Gülen ve yandaşları ile ittifak içinde oldular, gerektiğinde PKK’nın siyasi uzantılarıyla yol yürüdüler. O yüzden PYD-YPG terör örgütü değildir açıklamaları yaptılar.

Lakin hep sol değerlerden söz ettiler ve söylemlerini “barış, dinler arası diyalog, hümanizm vs.” ile maskelerken, ABD’li işadamları ile televizyonlar kurup, yönetip, kendilerine hediye edilen ihaleler ile ceplerini doldurdular. Bu ilişkileri fark eden CHP’liler ve bu yazımlar irdeleyip görecek olan CHP’liler ise kandırıldıklarını gördüler.

 

Bu arada alınmayın sadece siz kandırılmadınız. Gelin  başka kimler kandırılmıştı? Hatırlayalım…

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Tarihimiz 3 Ağustos 2016

Olağanüstü Din Şurası'ndaki konuşmasında FETÖ’yü kastederek şöyle söylemişti:

“Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Rabbim de milletim de bizi affetsin.”       

Hepimiz şaşırmıştık değil mi? Devletin en tepesindeki ismin bu sözleri üstüne çok tartışıldı. Tepkiler de oldu, destekleyenler de, “biz de kandırılmışız” diyenler de. Kimin ne zamandan itibaren kandırıldığı tartışmaya açıldı hemen akabinde. Binali Yıldırım “Milat 17-25 Aralık’tır” demişti zira; 17-25 öncesinde kandırıldığını söyleyip hemen Erdoğan’dan yana tavır alanlar “yerli ve milli kandırılmışlar” olurken, 17-25 sonrasında Erdoğan’dan yana tavır almayıp, operasyonlar sertleşince “Yahu biz de kandırılmıştık, ama olmaz ki böyle” diyenlere cezaevi yolu gösterilmişti. Hazin…

 

Siyasi literatürümüze taptaze bir kelime kattık:

“Kandırıldık.”

Kabul edin etmeyin ama siyaset bir şekilde bu yeni söylem üzerinden şekillendi. CHP 17-25 Aralık’ı “Yolsuzluk ve Rüşvet Haftası” olarak kutlayıp, il ve ilçe başkanlıklarının önünde genelge ile “hırsız var” sloganları atılmasını örgütlerken, 15 Temmuz sonrasında o genel anlatıya boyun eğdi ve pek bir eğlenerek kutladıkları bu hafta ve diğer zamanlarda sessiz kalmayı tercih etti.

Bende en büyük etken Yenikapı’ydı. Yenikapı’nın etkisi de büyüktü ve tabi Erdoğan’a yakın kimi gazetecilerin rüşvet olaylarını “darbe teşebbüsü” ilan etmesinin de.

 

Artık 17-25 Aralık, AKP’den sonra tüm muhalefetin “darbe teşebbüsü” olarak kabul ettiği bir karanlık haftaydı. FETÖ’nün ortaya çıkardığı bu hukuk dışı dinleme kayıtları o gün “demokratik zeminde yaşayanlara “Neden rüşvete sessiz kalıyorsunuz” diye bağırmalarından başka etkilere sebep olurken, bugün yurt dışına kaçan Gülenciler bu güruhu oluşturuyorlardı. Gelinen noktada ise bakanlardan Egemen Bağış, demokrasimizin “Facetime kahramanı” Hande Fırat’ın düğününde boy gösteriyor, Zafer Çağlayan Beştepe’de bir eli göğsünde poz veriyordu.

Bunlar elbette okumasını bilenler için anlam taşıyor…

 

Allah katında hesap günü ne olacak bilemem lakin, Erdoğan’ı ona oy verenler affetmişti. Böylelikle o bakanlar bu denli rahat dolaşabiliyorlardı ortalıkta…

“Kandırıldık, affedin” denildi ve affedildi.

Kılıçdaroğlu, “Yargıda cemaatçi yapılanma olduğuna inanmıyorum” dediğinde artık aramızda olmayan Kamer Genç’in kendisine verdiği yanıtı da araştırıp bulmanızı tavsiye ederim…

 

Ya CHP yönetimi?

Onlarda kandırılmış mıydı?

 

Erdoğan Toprak

Tarihimiz 22 Ağustos 2016

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak'ın, Erdoğan’ın “kandırıldık” demesinin üzerinden sadece 18 gün geçtikten sonra, kendi basın danışmanı olan Ali Haydar Fırat’ın internet sitesi Politik Yol’a verdiği bir röportaj var.

Şöyle söylemişti o röportajda Sayın Toprak:

“(...) FETÖ de benzer şekilde başta AKP olmak üzere, bizlerin en baştan itibaren bildiği ve sürekli uyardığı gerçek amaç ve hedeflerini gizleyip, karanlık yüzünü saklayarak, liberal aydınları yanına çekti, ittifaklar yaptı. Abant Toplantıları ile demokratik bir kimlik sergileyerek sempatisini artırdı. Türkçe Olimpiyatları ve 170 ülkeye yayılan okullarıyla, eğitim amaçlı, insani bir hareket görüntüsü oluşturdu. Dinler Arası Diyalog, Medeniyetler İttifakı vb. oluşumlar ve adımlarla, içeride ve dışarıda, medeni ve insani bir dinsel arayış, barışçıl bir oluşum, batı değerleriyle, eğitim, bilim ve entelektüellikle demokratik çabaları buluşturan bir hareket izlenimini güçlendirdi.(...)”

 

Erdoğan Toprak özetle diyor ki ;

 

FETÖ gerçek yüzünü çok iyi saklayan bir örgüt, liberal aydınları yanına çekti, ittifaklar yaptı. AK Parti’yi zaten biliyoruz. Biz bunları daima uyardık, bu örgütün karanlık yüzünü hep anlattık. Bu Türkçe Olimpiyatları kandırmacadır, Abant Toplantılarından demokrasi çıkmaz dedik.

“Biz Erdoğan gibi kandırılmadık, kandırıldık diyenleri de uyarmıştık” demek istiyor.

 

Şimdi soruyorum; Peki, Erdoğan Toprak söylediği üzere bu hususta gerçekten kandırılmadı mı acaba? 

 

Neden, neden, neden? 11. Türkçe Olimpiyatlarına neden katıldı o halde?

 

Erdoğan Toprak’a ait şahsi internet sitesinde katıldığı bu etkinliğin haberi hala duruyor. Üstüne üstlük, CİHAN haber ajansının servis ettiği Sabah Gazetesi’nin yer verdiği bu etkinliğe katıldığının haberi de haberin ekine iliştirmiş.

 

Pek Muhterem CHP Genel Başkan Yardımcısı, bu Türkçe olimpiyatlarının, açılan okulların gizli ve karanlık amacını “en başından biliyorduk” diyordu madem!

Buraya çok dikkat edin ! ( Bu cümleyi kullandığımda da aklıma hep birisi geliyor siz anladınız onu… )

Neden katıldı o halde?

Neden Kamer Genç gibi tepki koymayı tercih etmedi?

Peki ya Abant toplantıları?

Tarihimiz 9 Mart 2012’de Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın yaptığı Abant Platformu toplantılarının 26.’sı düzenleniyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, “Gülen’in tek sevdası Türkiye” diyen Muhammet Çakmak ile birlikte katılıyorlar bu güzide saydıkları toplantıya…

Yahu bir de “Parti düzeyinde ilk kez katılım sağlıyoruz” diye de övgüyle anlatıyor.

Demeden edemeyeceğim… Erdoğan Toprak da mı kandırıldı acaba diyeceğim ama Ali Haydar Fırat’ın sitesine “biz onlar gibi kandırılmadık, en başından biliyorduk” dediği birden aklıma geliyor… Gülümsüyorum istemsizce…

 

Konu kandırılmaktan ve Erdoğan Toprak’tan açılmışken hemen geçiştirmek olmaz elbette…

 

Bir bomba daha patlatayım… Ama öncesinde söylemem gereken bir şey var. Halk TV’yi de Atv’yi de izleyebilen biriyim. Bütün kanalları izlerim ama arkasındaki güçleri bildiğim ve istedikleri gibi algı oyunu yapan Fox’un Türkiye kanalını hiç izlemedim. Konu sürpriz şekilde oraya geleceğinden belirtmek istedim.  CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın eşi Av. Ece Toprak Güner, FOX TV’nin hissedarlarından Ece Hanım aynı zamanda Engin Güner’inde kızı, bilmiyor olabilirsiniz ben belirtmiş olayım. Ece Hanım son zamanlarda Doğan Medya’nın programlarında da yorumcu olarak karşınıza çıkmış olabilir. Ece Hanım fazlasıyla dolgun bir özgeçmişe sahip, zarif biri ve sürekli her ortamda ifade ettiği gibi 30 kişiyi istihdam ettiği bir hukuk bürosu var.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın kayınpederi Engin Güner ise, Rahmetli Turgut Özal’ın eski Özel Kalem Müdürü, ve tabii ki eski ANAVATAN Partisi Milletvekili.

 

Erdoğan Toprak'ın kayınpederinin bir artısı daha var. 2007 yılında ABD’li ünlü medya baronu Robert Murdoch’un (Fox’un sahibidir kendileri. Ve ne hikmetse Türkiye ve İslam Düşmanlığı bilinen bir isimdir.) ortağı Ahmet Zahrettin Sebuhi Ertegün (Lütfen Ertegün ailesini de bilmiyorsanız araştırın ve öğrenin. ) vefat edince, yabancılar 25’ten fazla hisse sahibi olamaması sebebiyle, Huzur Radyo TV A.Ş. hisselerinin 75'i Lale Cander, Metin Nergin, Hasan Gürhan Berker ve Engin Güner’e devri gerçekleştiriliyor. Yahu bu Huzur Radyo Tv kim diye sorarsanız hemen yanıtı vereyim. Ülkemizde yayın yapan Fox Tv’dir.

 

Özetle kandırıldık diyenler, kandırılmadık diyenler… Arka planlardaki evlilikler ve gizli anlaşmalar… Kimin kimlerle işbirliği içinde olduğu… Kirli pazarlıklar… Karanlık organizasyonlar…

 

Bu yalnızca güzel yurdumun içindeki küçücük bir ağın kaleme dökülmüş minik bir kısmı…

Şimdi buradan yola çıkarak tüm ülkede ne kadar büyük bir organizasyonun her yeni günde sürekli nasıl çevremizi sardığını, ağlarını ördüğünü anlamamız pek uzak değil…

 

Özetle kimin eli kimin cebinde buna hiç bakmıyoruz… Ne elin sahibi ne cebin sahibi umurumuzda değil gibi… Lakin o kirli eller maalesef ya milletimizin cebinde yahut bizden olan onların işbirlikçilerinin…

 

Heyhat ülkemizin içinde olduğu durum maalesef böyle…

 

Selam ile…

 

 
Etiketler: KİMİN, ELİ, KİMİN, CEBİNDE,
Yorumlar
Haber Yazılımı