Yazı Detayı
02 Şubat 2020 - Pazar 11:31 Bu yazı 180 kez okundu
 
KANAL İSTANBUL
Ziya Gökalp Şahin
 
 

Kanal konusuna girmeden evvela, öncelikle Elazığ ve Malatya’da deprem nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanlarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum. Dileğim o ki, bir daha böyle elim hadiseleri yaşamayız. Yüreği güzel milletimizin açılan bu yaraları en kısa sürede kapatacağına inanıyorum. Hep olaylar sonrasında konuşuyoruz. Aslında afetler öncesindeki hazırlık ve eğitim süreçlerine dair konuşmamız gerekiyor. Yakın bir zamanda yıllardır bu konuda edindiğim tecrübelerimi ve araştırmalarımı sizler ile paylaşacağım.

Yazımın tamamını lütfen sonuna kadar okuyunuz. Kanal İstanbul’a dair tüm detaylar ve gerçekleri sizler için araştırdım, derledim ve bilginize sunuyorum.

Bildiğiniz gibi ülke gündeminin tartışmasız bir numaralı konusu Kanal İstanbul oldu.

Öyle ki, Türkiye’nin Libya hamlesi dünya gündemini kilitlemişken, ABD’nin İranlı generali öldürmesi ve İran’ın misilleme olarak ABD ‘nin Irak’taki üstlerini vurmuşken, bunun yanında daha elimi İran tarafından atılan füzelerin Ukrayna’ya ait bir yolcu uçağını vurup 180’e yakın kişinin ölümüne sebep olmuşken, Çin’in zulmü altındaki Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza katliam yapılırken, Rusya ilhak ettiği Kırım’da füze test ederken, ABD an itibariyle Kıbrıs Rum Kesimi ile anlaşarak adanın Rum tarafına üs kuruyorken, yine ABD ülkemizin Kırklareli ve Edirne sınırına ciddi askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyorken, Ermenistan’da ABD birlikleri konuşlanmışken, ve yine ABD Akdeniz’le Ege’nin buluştuğu noktada uçak gemilerindeki yüzlerce uçak on binlerce askerle hali hazırda beklerken, Suriye’de kahramanlarımız bölgenin güvenliği için mücadele ederken,Elazığ ve Malatya’da deprem olmuş canlarımız yitirilmişken…. Bizim hala en önemli gündemimiz takip ettiğimiz mesele Kanal İstanbul…

Beyler… Hanımlar … Ülkemizin bekası için farkındalık oluşturmamız gerektiğinin altını çiziyorum. Esas odaklanacağımız yeri kaçıyoruz. Ya da birileri göz önünden uzaklaştırıyor.

2011’de gündeme gelen Kanal İstanbul’un, dünya siyasi ve askeri aksiyonlarının ülkemiz çevresinde en çok yoğunlaştığı dönemde tekrar gündeme getirilmesi sizce tesadüf mü? Birileri özellikle gündemde tutulmasını istiyor olabilir mi? Kamuoyunun dikkatinin burada toplanması kime yarar ?

İktidarın burnundan kıl aldırmaz tavrı, Cumhurbaşkanı’nın iBB Başkanını hiçe sayan yaklaşımı kendisine yakışan tavrın çok uzağında bir davranış olarak karşımıza çıkıyor. Erdoğan gibi bir siyasi liderin otursun oturduğu yerde diyerek şehrin seçilmiş İBB Başkanını küçük gören tavrı doğru değildi. Projesinden ve getirilerinden emin olmakla bunu anlatmadan hakim olduğu detayları paylaşmadan akıllardaki soru işaretlerini gidermeden o kim oluyor, ben yaparım ben ederim demekse, yapılacak proje olağanüstü güzel olsa bile önyargıları tetikliyor antipatik hale dönüştürüyor. Bunun örneklerini daha çok yakın zamanda yaşadı. Çok eğlenceli ve çalışkan bir kişilik olmasına karşın Binali Yıldırım konusunda ısrarcı olmasının bedelini şehri rakibine kaptırarak ödedi. Öyle sanıyorum ki, gezi olaylarında etrafını saran ekibinin onu yanlış yönlendirmesi sonucu nasıl olaylar istenmeyen yerlere gittiyse bugünde mevcut ekibin bir akıl tutulması içinde olduğunu yahut kibir seviyesinin yükseldiğini değerlendirmek hiçte zor değil…

Bir de madalyonun diğer yüzü var.  Bir diğer yandan İBB Başkanının hızla tüketmeye başladığı popülaritesi nedeniyle dikkatleri buraya çekerek gündemde kalmayı sağlaması ve icraat yapması gerekirken muhalefet yapması…  Bir yıla yaklaşan başkanlığında dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul’a hala uluslar arası çapta bir proje kazandırmadığı gibi sadece yapılanları eleştirmekle kalması … Önceki yönetimin zamlarını ve yaptıklarını eleştirirken çocuklara süt dağıtarak, metroyu 24 saat çalışma düzenine alarak dağıttığı algıyla önceki yönetime getirdiği eleştirilerin, hataların misliyle fazlasını son iki ayda İstanbulluların hayatına sokması…Acaba bilerek ve istenerek birilerinin ekmeğine yağ mı sürülüyor? Ya  da neyin açığı kapanıyor, sorularını akıllara getiriyor.

Ülkenin stratejik onca sıkıntısı varken gündemin böyle tıkanması, İBB başkanının büyük projelere imza atmak yerine eline geçen her fırsatta Kanal İstanbul ile gündemi meşgul etmesi nedeniyle İstanbul kaybediyor.

Tüm bu hususları ciddi şekilde düşünmemiz gerektiği düşüncesindeyim.

Yararları zararları tam tespit edilemeyen ucu açık soruların bilinmeyen cevapların adresi,Kanal İstanbul.

Gelin şimdi yaptığım geniş çaptaki araştırmayı sizlerle olduğu gibi paylaşıyorum. Çok detaya girersem üç gün okumanız gereken bir rapor ile karşılaşabileceğinizi düşünerek mümkün olduğunca özetleyerek ilerleyeceğim.

Öncelikle meşhur 1595 Sayfalık ÇED raporuna ulaştım. Tamamını okudum. Oldukça uzun sürdü.  Raporun özeti şu, Kanal İstanbul öyle de denildiği gibi büyük çapta bir çevresel zarar oluşturmuyor. Jeolojik olarak da karşımızı yapımında kullanılacak patlayıcılar dahil olmak üzere bir deprem tehdidi de çıkmıyor. Yapısal olarak şehre zararı da yok. Doğru alternatifler ve kaybedilen alanların mevcudundan daha güçlü ve geniş alternatiflerinin kazandırılmasıyla şehir daha da çok güçlü bir oksijene kavuşuyor. Ayrıca proje içinde şehre iki yeni su havzası kazandırılacak olması da doğal dengenin güçlenmesi adına avantajlar getiriyor. Yani bu açıdan bakınca projeyi olumlu değerlendirilebilir.

ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporu hazırlanırken güzergah, çevresel duruma yönelik ölçüm ve analiz, sosyal etki ve kültürel miras, flora-fauna etki değerlendirme çalışmalarının sonuçları ele alındı ve Kanal İstanbul Projesi için seçilen güzergahın detaylı etütleri yapıldı.

Deniz araştırmaları bölümünde akıntı, tuzluluk, sıcaklık, kirlilik ve bulanıklık, karasal araştırmalar sırasında hidrojeolojik, jeoteknik, jeolojik ve jeofizik değerler incelendi. Deprem riskleri incelendi. Dalga ve tsunami modellemeleri yapıldı. Kanala ve diğer işletmelere ilişkin riskler ile hem karasal hem de deniz ve tatlı sularda çevreye olumlu yada olumsuz etkiler incelendi.

Projede kanal genişliği, çevre etkileri değerlendirilerek belirlenirken, işletme senaryoları oluşturuldu ve risk analizi yapıldı.

Kısaca her olasılık inceden inceye hesaplanmış…

Kanal İstanbul Çalıştayını izledim. Açıkçası gerçek manada ikna olacağım bilimsel bir kanıtla karşılaşamadım. Zayıf ve sadece muhalefet yapmaya dayalıydı. Bunun yanında 51 Konuşmacının isimlerine baktığımda sadece 19 tanesinin profesör olduğunu fark ettim. Ve yine yaptığım araştırmalarda alanlarında çok daha uzman isimler varken özellikle seçilmiş isimlerden oluşan bir profesör listesi hazırlanmış gibiydi. Gibisi fazla da denebilir.

Ben dersem olur anlayışı ne kadar yanlışsa özellikle seçilmiş belki konuşma sınırları önceden belirlenmiş isimlerle bir çalıştay hazırlamakta bir o kadar yanlış… Senin dediğini ben ille de çürüteceğim yaklaşımı doğruların açığı çıkmasının önüne geçmekten başka bir işi yaramaz.

Ekonomik olarak ele alacak olursak projenin maliyeti tartışılıyor. Boğazdan geçen gemilerden ücret almadığımız Kanal İstanbul’dan geçerlerse ücret alacağımız gibi bir şehir efsanesi dolaşıyor…

İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret alıyoruz. Oldukça cüzi bir ücret alıyoruz… Dünyadan bir iki örnek verecek olursak Süveyş Kanalı’ndan geçiş 240 Bin(Ortalama büyüklükte bir yük gemisinin birim fiyatı üstünden tahmini toplamı. Bu verileri aşağıda daha detaylı paylaşacağım) dolar. Panama Kanalı’ndan geçiş 250 Bin dolar. Kanal İstanbul’un yapımı sonrası buradan geçiş ücretinin de 60-100 Bin dolar olacağı öngörülüyor. Yılda en az 50 Binin üstünde geminin buradan geçtiğini düşünürsek ki geçtiğimiz yıl bu rakamın çok üstünde gemi geçti. Çok kısa sürede Kanal kendi maliyetini amorti edebilir.

Bildiğiniz üzere geçmişte benzer büyük projelerle ilgili birçok tartışma yaşanmış. Örneğin Boğaz Köprüsü yapılacakken ne gerek var köprüye denmiş. Sonra ikincisi İstanbul’a ihanet asla yapılmamalı denmiş. İkisinin artık yetemediği şehre üçüncü köprü yapılırken de aynı şeyler söylendi. Avrupa’da kamuoyu oluşturuldu. Çevreciler ayaklandı.

Avrasya Tüneli’nde, Marmaray’da, Osmangazi Köprüsü, İzmir Otoyolu…  Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayacak otoyol projesi….Nedense şehre lazım olacak ne varsa bir zümre sürekli karşısında durdu. Ama bugün bir gerçek var ki, hayata geçmiş mevcut projelerinde bu şehre yetmeyeceği öngörülüyor. 

Bu yapılan projelerin finansman koşulları daha rasyonel olabilirdi ama bu, köprünün ve otoyolun gerekliliğini ve önemini görmezden gelmek nedeni olamaz. Olmamalı !

Ülkenin en entelektüel komutanlarından biri olan ve Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış bulunan İlker Başbuğ’un dile getirdiği düşüncenin dikkate alınmasında fayda var.

“Kanal İstanbul’un Boğazların statüsünü düzenleyen Montrö Anlaşması’nın uluslararası tartışamaya açılması, hatta hükümsüz hale gelme tehlikesi” olabileceği başlıklı bir dosya niteliğinde ifade ettiği şeyler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Kanal İstanbul’un Sevr Anlaşması’na ters köşe yapacağını” söyledi. Bütün bunlar çok ciddi ve gerçekten “beka” algısı üretmekte.

Böylesine önemli bir konuyu -sadece şehircilik boyutunda görerek- “Referanduma sunulsun, halk karar versin” formülüyle çözüme kavuşturmak çabası ise hatalı olur. Üstelik referandumdan yapılsın oyu çıkarsa, İmamoğlu cephesinden yine vazgeçmeyeceğiz çıkışı halkın tercihini kabullenmeyişin izahı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan “kararlı...” Ancak...

Bu sakıncaları öngörerek uluslararası hukukun ve Montrö Anlaşması için doğabilecek sakıncaların giderileceği önlemlerle donatılmış bir büyük ve güvenli çerçeve oluşturulmalı.

Mühendislik projesinin siyasi ve uluslararası hukuk altyapısı da hayati önemde…

“Her büyük projeye ‘HAYIR’ tavrı geleneğini sürdürenleri” koyun bir kenara. Ama...

Uluslararası hukuk ve Türkiye güvenliğinin kilit taşlarından biri olan Montrö bağlamında iyi niyetli ve yapıcı uyarıların, bu büyük ve tarihi projenin geleceği ve çok daha güvenilir hukuk, siyaset ve dış politika ekosistemiyle bütünleşmesine katkısı olabilir.

 

Nitekim bir örnekle konuya değinmek istiyorum. Sizin olduğunu bildiğiniz şehrin tüm kontrolü ve hakları sizde değilse,  o şehir gerçekten size ait değildir. Fatih Sultan Mehmet Han gemileri karadan yürüttüğünde nasıl ki, imkânsızı başardıysa ve dünyaya ben sınır tanımam size ait olduğunu düşündüğünüz şehrin denizinden de karasından da geçerim dediyse bugün Montrö Anlaşması dünyanın bize tam tersini söylemesi gibidir.

Ki, Montrö Sözleşmesi’yle Boğazların kontrolü ve işletimi uluslar arası kurallarla belirlendiği için buradan çıkaracağımız sonuç; şehrin ve boğazların gerçek sahibi olmadığımızdır!

Bu manayı görmek için çok zeki olmaya gerekte yok kanımca… Size ait olanın üstünde sizden başka bir çok ulusun söz hakkı varsa işte o sadece size ait değildir !!!

Yarın bir gün bazı anlaşmazlıklar yaşansa kendi boğazınız hakkında alınacak kararlarda sadece izleyici olarak kalmanız ya da sözünüzün yetersiz olması da kenara atılacak bir seçenek değil…

Kanal İstanbul bu açıdan bakıldığında ciddi bir yanıt özelliği taşıyor.

Kanal İstanbul bu tarafıyla da ciddi bir yanıt niteliğindedir. Öyle ki, yeni bir tanımlama ile tam anlamıyla özgürce kullanıp tüm hatlarından istifade edemediğimiz Boğazın tam olarak bize ait olmasıdır. Ve tabi yeni bir ekonomik gelir kaynağının kapısını aralamaktan öte psikolojik olarak gücünü hissettirmek…

Bakınız örneklendirelim;

Neyi istemediler(Avrupa, Amerika,Arap Birliği, para baronlarının ülkemizdeki uşakları ve bir de içimizdeki onlar…) ;

3. Köprü: İpek Yolu’nun yeniden hayata geçmesinin en büyük adımını oluşturdu. İki yıl içinde trenin aktif hale gelmesiyle dünya ticaretinin karayolu aksının değişmez adresi Türkiye olacak.

Avrasya Tüneli: İki kıtayı birbirine bağlayan en kısa yol yapıldı. Trafiğe kattığı konfor, İstanbul ticaretinin merkezini Anadolu Yakasına yanaşmış olması büyük kolaylık sağladı. Esnafın yüzü güldü.

Marmaray : Anadolu’dan yola çıkan birisi kesintisiz olarak Avrupa’ya doğrudan seyahat edebilir durumda. İstanbul içinde tek vesaitle ev-iş arası gidip gelenlerin yaşadığı rahatlığa değinmiyorum bile.

İstanbul Havalimanı : Dünya hava ticaretinin aksını Almanya’dan ülkemize kaydırdı. Tek başına bu bile yeterli… Tüm fazları açıldığında dünyanın en büyük havalimanı üssü olacak. Büyük gurur, başarılı ticari hamle…

Tanap-Türk Akımı2: Avrupa’ya giden enerji ülkemizden geçecek. Musluğun Avrupa’ya giden tarafında biz oturuyor olacağız. Siz olsanız böyle bir avantajın Türk’lerde olmasını ister miydiniz ?

Kanal İstanbul: Dünya denizcilik tarihi yeniden değişecek. Tüm haklarının bize ait olduğu bir deniz yolu oluşacak. İstanbul boğazı halka ait olacak… Boğazdaki balık çeşitliliği artacak ve kirlilik azalacak. Eskisi gibi boğazda denize girilebilecek alanlar inşa edilecek. Kanalın İstanbul havalimanı yanından geçiyor olması da tesadüf değil. Orada ticari bir liman lojistik aktarım merkezi kurulacak. Deniz-Hava-Kara ticari aktarımlarının merkezi olacak.İstanbul başak bir görüntüye ve silüete kavuşacak. Halka açık alanların kanal etrafına yapılmasıyla İstanbullular için güzel bir etkinlik alanı da ortaya çıkacak. Bugüne kadar Boğazdan geçen gemilerden almamız gereken bedelin sadece 25’i alınabiliyordu. Bu durum 1983 Yılından bu yana bu şekilde… Detayını paylaşabilirim hatta alınan ücretlerin birim fiyatlarını paylaşıyorum.

Boğazdan geçen gemilerden alınan birim ücret detayları;

Fener bakımı için 0,33 Dolar

Sahil Güvenlik içi ton başı 0,80 Dolar

Sağlık Hizmetleri için 0,06 Dolar

Evet şaşırdığınızı tahmin ediyorum. Ancak bu rakamlar gerçek hem de o kadar gerçek ki, 1983’ten bu yana bu şekilde geldi… Bu arada bir detayı da paylaşmalıyım.

1936’da yapılan anlaşmada altın-frank üzerinden ödeme konusunda mutabık kalınmıştı. O yıl kur 1,20 TL. idi.Frank tedavülden kalktığında kur dolara çevrildi. Bu değişim sonrası bedeller on katına çıktı. Rakamların yükselmesi Rusya, İngiltere ve Yunanistan’ın başını çektiği bir konsorsiyumun baskıları sonucu boğazların Türk karasuları statüsünden çıkarılması için çalışmalar yapıldı. Türkiye’de uluslar arası anlaşma ve baskılar konusunda geri adım atmak zorunda kaldı. 1983 Yılında(Darbeci Kenan Evren dönemi) gizli bir bakanlar kurulu kararıyla geçiş bedellerinde 75 ‘lik bir indirim sağlandı.

Doğru okudunuz  75 İndirim !

Üstelik bununla da kalmadı. Yıllar içinde kurlarda değişim yaşansa da 1 Gram altın 2,78 Dolar olarak sabitlendi. Bugün hala o tarife geçerli !

Bugün bir gram altın kaç lira diye soracak olursanız 47 Dolar ! Bu bilgileri araştırırken karşıma çıkan sonuçları okudukça nasıl hakkımızın yendiğini nasıl soyulduğumuzu anladıkça duygularıma hakim olmakta güçlük çektim. Bu vatanı seven her görüşten her bireyin de bu bilgiler ışığında öfkeleneceğinizi tahmin ediyorum.

Çok basit bir hesapla 90’ın üzerinde zararla boğazlardan geçişe izin veriyoruz.

Hesap bu kadar ortada iken ! Şehre hem yeni bir proje kazandırmak hem de bize ait olan bir yoldan ciddi gelir elde etmekten bahsediyorum ! Bunun neresi kötü ?

Dünyada deniz ticaret hacmi bugün 18 kat artarak 9 milyar tona ulaşmış durumda. ISL, Shipping Statistics and Market Review verilerine göre, hacim olarak dünya ticaretinin yüzde 75’i deniz yoluyla, yüzde 16’sı demir yolu ve kara yoluyla, yüzde 9’u boru hattı ve yüzde 0,3’ü hava yoluyla yapılıyor. 15 trilyon dolarlık bir hacme sahip dünya ticareti içerisinde denizyolunun payı 9 trilyon dolar ile yüzde 60’ı buluyor. 1.000 groston (GT) ve üzeri 39 bin 466 parça gemiden oluşan dünya deniz ticaret filosunun toplam tonaj kapasitesi ise 1,5 milyar Dead Weight Tonaj (DWT) civarında…

Proje Kanal İstanbul tamamlandığında, yeni bir uluslararası su yolu olması bakımından, bölgede kartları Türkiye lehine yeniden dağıtacak. Günde 150-160 gemiye ev sahipliği yapması beklenen Çılgın Proje, Panama Kanalı ile kıyaslandığında dört katı büyüklüğünde gemi trafiğine hizmet verecek.

Süveyş Kanalı günde 54 gemi geçişiyle yıllık 4 milyar dolar, Panama kanalı ise günde 40 gemi geçişiyle yıllık 1,5 milyar dolar kazandırıyor.

Montrö’ye tabi olmayacağı için Süveyş gibi ton başına ortalama 5,5 dolardan fiyatlanabilecek. Süveyş’ten en fazla 150 DWT gemiler geçebilirken, Kanal İstanbul 300 bin tonluk gemiler için uygun olacak. 193 kilometre uzunluğa sahip Süveyş’ten 148 kilometre daha kısa olacak Kanal İstanbul, tam kapasite çalışması durumunda da yıllık kazanç 8 milyar dolara kadar yükselecek. Maliyeti 40 milyar doları bulacağı tahmin edilen Kanal İstanbul, hesaplanan getirisi ile 5 yıl içinde kendini finanse edecek.

Montrö boğazlar sözleşmesi ile beraber Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki kontrol düzeyi çok yüksek değil. Bu gemileri ne kontrol edebiliyoruz ne de bunlardan bir gelir elde edebiliyoruz. Hem siyasi olarak hem ekonomik olarak boğazlar üzerinde bir hakimiyetsizliğimiz söz konusu.  Kanal İstanbul projesinin ortaya çıkışı da buradan geliyor. Hem Türkiye’nin elini hem siyasi hem de ekonomik anlamda rahatlatmak.

Bu projenin çevreye genel olarak bir zararı dokunmayacaksa ki uzmanlar çevreye bir zararı olmayacağını söylüyor. Mevcut Montrö Boğazlar Antlaşması çerçevesinde, bu antlaşma var iken Türkiye’nin Kanal İstanbul gibi bir projesi gerçekleştirmesi; hem Türkiye’ye hem de İstanbul’a ciddi bir katma değer sağlayacak. 1,5 Milyon insana iş imkânı doğrulacak bir proje. Neredeyse ülkedeki işsizlik oranının 3’te 1’i demek bu! Tahmini 20-30 Milyarlık Turizm gelirini hiç saymadım bile…

Muhalefetin durumunu ise hayretler içinde izliyorum. Kendilerini villa yapmak için, emlak zengini olmak için yeni bir kanal açmaya çalışıyorlar, gibi ifadelerini ben gerçekten üzerinde konuşulmayacak kadar düzeysiz bir eleştiri olarak görüyorum. Bu kadar büyük bir projenin bu kadar getirisi olacak bir projenin bu kadar düzeysiz bir şekilde eleştirilmesi gerçekten çok ilginç…

Altını çizerek söylüyorum ülkemizin en büyük sorunu dürüst, akılcı bir muhalefetinin olmayışı !

Bir de Berat Albayrak kısmı var…

Bakan Albayrak’ın 2012 Yılında bu bölgelerden arazi aldığını bilgisini de paylaşmadan edemeyeceğim… Ülkenin en üst makamının damadı ve ülkedeki ekonominin başındaki birinin 2011 Yılda çılgın proje olarak açıklanmasının ardından 2012 Yılında bölgeden arazi aldığının ortaya çıkması üzerine ciddi şekilde kızdım. Makam sahibi insanların bu tip rantçı, çıkarcı davranışlardan uzak durması gerekirken hemen açıklamanın peşine bölgeden 13 dönem arazi aldığını öğrenmem maalesef ki hakkında düşüncelerimi daha da kötü yönde etkiledi. Yakışmadı Bakan Bey ! Avukatları hemen açıklama yaptı. Bu kısma da açıklık getireyim! Bakan’ın babası Sadık Albayrak’ın 2003 Yılında bölgede arazi aldığını ve o dönemde bu projenin hiçbir şekilde anılmadığını ifade etmişler. Yahu tamam da 2003’ta aldığınız arazi 5 dönümken 2012 ‘de yanındaki arazileri de almanızla edindiğiniz alan 13 Dönüme yükseldi. Ticari açıdan normal bir durum. Profesyonel olarak düşünmek lazım, diyebilirsiniz. Lakin, milletin makamında otururken millete hizmet için yapılan projelerden rant elde etmek yakışık alacak bir davranış değildir. Bu millet böyle davranışları unutmaz. Gün gelir damat olmakta bakan olmakta işe yaramaz. Sandıkta dersini verir.

Eleştirel kısımlar var. Olacaktır. Rant elde edenler var. Olacaktır. Onları unutmayacağız. Hep aklımızın kötü tarafında kalacaklar. Lakin milli olarak düşünüyorsak büyük bakmalıyız.

Kümül olarak değerlendirdiğimizde projenin ülke ekonomisine, geçiş-lojistik/ulaşım/turizm gibi bir çok başlıktan 5 yıldaki getirisi 100 Milyar Dolar’ın üzerinde olacak…

Prestiji, dünyaya artık burası bizim kapımız biz istemezsek adım atamazsınız diyebilmenin verdiği güven ise ayrı bir boyutu.

Bende oluşan kanaati fazlasıyla olumlu!

Naçizane edindiğim bulgu ve bilgileri sizlerle paylaştım…

Bu bilgi karmaşasında zihinlerinizde bir miktar aydınlığa sebep olduysam ne mutlu…

 
Etiketler: KANAL, İSTANBUL,
Yorumlar
Haber Yazılımı