15 GÜNLÜK SESSİZLİK BARIŞ MASASIMI SAVAŞ MOLASIMI
.

Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
-Ortadoğu’da “ateşkes” kelimesini duyunca insanın içi serinlemiyor artık.
Çünkü bu coğrafyada ateşkes, çoğu zaman barışın habercisi değil; bir sonraki kavganın nefes molasıdır.
Son günlerde İran ile ABD ekseninde dolaşıma giren “iki haftalık sükûnet”, ilk bakışta umut verici gibi sunuldu. Diplomasi masası, arabulucular, perde arkası telefon trafiği, karşılıklı açıklamalar... Kâğıdın üstünde her şey makul görünüyor. Hatta bazı yorumcular, bunu İran’ın direnciyle kazandığı stratejik bir manevra olarak okuyor. Doğrudur; bir halkın dış baskıya karşı kenetlenmesi küçümsenecek bir şey değildir. Devletle milletin aynı hatta buluştuğu anlar, dışarıdan gelen baskıyı boşa çıkarabilir.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Ortadoğu’da masa başka şey söyler, saha başka.
Bir yerde silahlar susuyorsa, çoğu zaman vicdan devreye girdiği için değil; taraflardan biri yeniden mevzi almak istediği için susuyordur. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ateşkes denilen şey bazen toprağa barış ekmek için değil, cephaneliğe mühimmat dizmek için kullanılır.
Bugün herkesin sorması gereken soru şu:
Bu 15 günlük sessizlik gerçekten bir çözüm arayışı mı, yoksa daha sert bir hesaplaşmanın hazırlık odası mı?
İran cephesi bunu “direnç ve kazanım” diye okuyabilir. Washington bunu “taktik bekleme” diye pazarlayabilir. İsrail kendi güvenlik doktrininden konuşur. Pakistan arabuluculuk başarısı yazar. Çin perde arkasında denge hesabı yapar. Herkes kendi manşetini atar. Ama gerçek şu ki, bu coğrafyada manşetler kadar lojistik de önemlidir. Çünkü savaş yalnızca füze atmakla değil; ikmal hattı kurmakla, diplomatik alan açmakla, ekonomik baskıyı yeniden dizmekle yürütülür.
Yani ortalık bir anda sessizleşti diye, kimse kimseye merhamet etmiş sayılmaz.
Büyük devletler duyguyla değil, çıkarla hareket eder.
Müttefiklikler ilkelerle değil, tehdit algılarıyla şekillenir.
Ve savaş dediğiniz şey artık yalnız cephede yapılmıyor. Ekonomiyle yapılıyor, enerji koridorlarıyla yapılıyor, boğazlarla yapılıyor, dijital finansla yapılıyor, hatta algıyla yapılıyor.
Bugün İran’a karşı kurulan baskı hattı yarın başka bir ülkeye döner. Bugün ateşkes diye alkışlanan masa, yarın çok daha sert bir müdahalenin altyapısına dönüşebilir. Çünkü büyük güçler, beklemeyi de saldırının bir parçası olarak görür.
Bu yüzden ben, Ortadoğu’da ilan edilen her “geçici barış” haberine temkinle bakarım.
Özellikle de çok hızlı servis edilen, çok parlatılan, çok erken zafer ilan edilen süreçlere...
Çünkü gerçek barış kendini bağırarak duyurmaz.
Gerçek barışın arkasında güven olur, denge olur, tutarlılık olur.
Bugün ise ortada daha çok şüphe, daha çok hesap, daha çok mevzilenme var.
Kimse kendini kandırmasın.
Bu 15 günlük sessizlik, eğer gerçekten varsa bile, bir vicdan molasından çok bir strateji molasına benziyor.
Ve Ortadoğu’da strateji molaları, çoğu zaman barış için değil, daha büyük fırtınalar için verilir.