ROL KESTİK, AĞLADIK, KURDELE KESTİK, KEP ATTIK, KINA YAKTIK… SIRADA NE
.

Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
-
Anaokulu, ilkokul mezuniyetleri…
Kurdele kesme, makasla ayrılan sınıflar, ağlayan öğretmenler… Akademik bir başarı değil, sanki Nobel töreniymüş gibi sunulan gösteriler. Bu “mezuniyet enflasyonu”na dur demeli.
Eskiden mezuniyetin bir anlamı vardı. Lise, üniversite biterdi, kep atılırdı. Çünkü bir emek, bir tamamlanma vardı. Şimdi anaokulunda kep, ilkokul dördüncü sınıfta cübbe… Fon müziği, pasta, video, duygusal montaj… Öğretmenle öğrenci kurdele kesiyor. Sınıf mı kapanıyor, Boğaz Köprüsü mü açılıyor?
Her şeyi törene çevirmeye yemin etmiş gibiyiz. Karne günü, vedalaşma, çiçek, fotoğraf yetmiyor. Sis makinesi eksikliği hissediliyor. Yakında ana sınıfında doktora savunması da görürüz. “Parmak boyasının erken dönem estetik etkileri” üzerine…
Kutlamaya itiraz eden yok. Çocuk sevinsin, aile gelsin, öğretmeniyle fotoğraf çektirsin, güzel bir hatıra kalsın. Ama bu başka bir şey. Bu, hatıra biriktirmek değil. Bu, ölçüyü kaçırmış büyüklerin çocuklar üzerinden duygu ve gösteri organizasyonu yapması. Çocuk sahnede görünüyor ama gösteri aslında büyüklere ait.
Bir kısım veli, çocuğu üzerinden sosyal statü kasıyor. Bir kısım okul, reklam yapıyor. Bir kısım öğretmen de eğitimci gibi değil, sanki sahne performansçısına dönüşüyor.
Ağlıyor. Dans ediyor. Şarkı söylüyor. Koreografi yapıyor. Duygusal video çekiyor. Paylaşım açıklaması da hazır: “Kalbimin bir parçasını bugün uğurladım...”
İyi de hocam... Türkçe kaç net? Matematik ne durumda? Çocuk okuduğunu anlıyor mu?
Asıl sorulması gerekenler bunlar. Ama biz neyi konuşuyoruz? Kepin modeli nasılmış. Video sinematik olmuş mu. Öğretmen ne kadar ağlamış. Veliler ne kadar coşmuş.
Memleket eğitimi bırakmış, fragman konuşuyor.
Bir de işin daha komik yanı şu:
Tarihsel olarak mezuniyet töreni dediğin şey, öyle her sınıf geçişinde ortaya çıkmış bir eğlence değil. Avrupa'da, Amerika'da kökleri üniversite geleneklerine dayanır. Akademik cübbe, kep, resmi tören; uzun bir eğitimin, ciddi bir emeğin, kazanılmış bir aşamanın sembolüdür.
Yani bu işin özünde şu var: Tamamlanmış emek. Geçilen eşik. Hak edilmiş bir geçiş.
Şimdi soralım: Anaokulunda hangi eşik? Dördüncü sınıfta hangi tarihi mezuniyet?
Elbette çocuk büyüyor. Elbette bir dönem kapanıyor. Ama her dönem kapanışını sanki Harvard mezuniyeti gibi paketleyince, ortada artık gelenek değil, karikatür çıkıyor.
Ve karikatürün de ötesinde bir sorun var.
Bu kadar erken yaşta, her küçük adımı dev bir törenle kutsarsanız, çocuk ölçüyü kaybeder. Her şeyin alkışla, sahneyle, ışıkla, gösteriyle kutlanmasına alışan bir zihin; emekle şişirme arasındaki farkı nasıl öğrenecek?
Bugün 4. sınıf mezuniyeti. Yarın ortaokul gala gecesi. Öbür gün "ilkokul prom night". Arkasından after party. Bir eksik kırmızı halı.
Gülüyoruz ama işin sonu pek komik değil.
Çünkü bu gösteri merakı sadece estetik bir saçmalık değil. Aynı zamanda ekonomik baskı. Kıyafet masrafı. Çekim masrafı. Süsleme masrafı. Organizasyon masrafı.
Her aile aynı durumda değil. Ama sosyal baskı öyle bir kuruluyor ki kimse "biz buna girmeyelim" diyemiyor. Millet yapıyor, biz de yapalım. Biri cübbe alıyor, öbürü geri kalmak istemiyor. Biri çekim yaptırıyor, öbürü mahcup oluyor.
Sonra buna da "çocuklar mutlu olsun" kılıfı geçiriliyor.
Kimse kusura bakmasın. Çocuğu mutlu etmekle, çocuğu gösteri malzemesi yapmak aynı şey değil.
Burada devletin artık seyirci kalmaması gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı net çizgi çekmeli. Hangi etkinlik pedagojiktir, hangisi gösteriye dönüşmüştür, bunun sınırı belirlenmeli. Her sınıf geçişine mezuniyet töreni muamelesi yapılmasına dur denmeli. Veliyi masrafa sokan, çocuğu yaşına uygun olmayan bir vitrine iten bu tören anlayışı sınırlanmalı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da bu meseleye kayıtsız kalmamalı. Çünkü bu sadece okul yönetimi meselesi değil. Bu, ailenin çocukla kurduğu ilişkiyi de bozuyor. Her adımı alkışlatılan, her küçük geçişi destanlaştırılan çocuk; hayatın doğal akışından kopuyor.
Kimse çocuklar üzülsün demiyor. Kimse tören yasaklansın da demiyor. Denilen şu: Biraz ölçü. Biraz ciddiyet. Biraz akıl.
Okul, düğün salonu değildir. Öğretmen, sosyal medya şovmeni değildir. Öğrenci, reklam kataloğu değildir. Mezuniyet de her önüne gelene giydirilecek kostüm değildir.
Birilerinin artık çıkıp şunu söylemesi lazım:
Anaokulunda kına olmaz. 4. sınıfta akademik zafer pozu olmaz. Kurdeleyle bağlanıp makasla ayrılan sınıf mizanseni olmaz. Eğitim, duygusal organizasyon sektörüne çevrilemez.
Çünkü işin boku çıktı.
Evet, tam olarak öyle.
Ve bazen bir memlekette en çok ihtiyaç duyulan şey, nazik cümleler değil; zamanında söylenmiş şu iki kelimedir:
Yeter artık.