28 Ekim 2026 - Çarşamba
1923'ÜN KARANLIĞINDAN CUMHURİYET MUCİZESİNE
.
Yazar - Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
Okuma Süresi: 4 dk.

Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
-
Günümüzde sıcak evlerinde, rahat koltuklarında oturup geçmişe ahkam kesmek oldukça popüler bir eylem haline geldi. "Osmanlı çocuğuyuz" nidalarıyla tarihi, gerçek belgelerden değil de hamasi dizilerden öğrenen bir kesim, Cumhuriyet’in kurucularına fütursuzca dil uzatma cüretini gösteriyor. Özellikle de "Bir gecede cahil bırakıldık" ezberi, bu zihniyetin en büyük sığınağı. Peki, 29 Ekim 1923 sabahı bu topraklarda devralınan o büyük "enkazın" gerçek tablosu neydi? Gelin, romantik hayalleri bir kenara bırakıp acı rakamlarla yüzleşelim.
Cumhuriyet ilan edildiğinde bu ülkenin toplam nüfusu sadece 13 milyondu. Bu bir avuç insanın 11 milyonu, elektriğin, yolun, suyun, okulun ve hatta bakkalın bile olmadığı köylerde hayatta kalma savaşı veriyordu. Koskoca Anadolu coğrafyasında 40 bin köyün 37 bininde okul yoktu. Eğitim bir yana, 30 bin köyde namaz kılınacak bir cami dahi bulunmuyordu.
Ekonomik bağımsızlık, sadece bir masaldan ibaretti. Memlekette traktör sayısı sıfır, biçerdöver sayısı sıfırdı. Ülkenin kendi şekerini, kendi ayçiçeğini üretecek gücü yoktu; ekmeklik un ve pirinç bile dışarıdan ithal ediliyordu. Limanlar, madenler, demiryolları tamamen yabancıların tekelindeydi. Osmanlı’dan koskoca millete miras kalan sadece ve sadece 4 fabrika vardı. Sanayide çarkları döndüren sermayenin ise yalnızca yüzde 15'i Türklerindi.
Belki de en acısı, milletin kelimenin tam anlamıyla hastalıktan kırılıyor olmasıydı. 1 milyon insan frengi, 2 milyon insan sıtma, 3 milyon insan trahom pençesindeydi. Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üzerindeydi; yani doğan her iki çocuktan biri hayata gözlerini yummadan toprağa veriliyordu. Bütün memlekette sadece 337 doktor ve 4 hemşire ile bu felakete karşı durulmaya çalışılıyordu. Ortalama ömrün 40 yaş olduğu, kadınların miras, eğitim ve seçme hakkı bir yana insan dahi sayılmadığı zifiri bir karanlıktı bu.
Eğitim mi? Erkeklerde okuma yazma oranı yüzde 7, kadınlarda ise binde 4'tü. Bütün Türkiye'de liseye gidebilen kız öğrenci sayısı sadece 230'du. "Bir gecede cahilleştirildik" diyenler, İbrahim Müteferrika'dan itibaren 150 yıl boyunca bu koca imparatorlukta sadece 417 adet kitap basıldığını elbette bilmezler.
İşte Cumhuriyet, bu cehalet, hastalık ve yoksulluk enkazının ortasında açan bir kardelendir. 30 Ekim 1923 sabahı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa'ya yazdığı mektupta o tarihi tespiti yapıyordu: "Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı... Özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız."
Bugün, o "sütü bozuk" zihniyetle Cumhuriyet'e ve Atatürk'e saldıranların anlamadığı tek bir gerçek var: Eğer o kadro bu mucizeyi gerçekleştirmeseydi, bugün o rahat koltuklarda eleştirdikleri medeniyetin kırıntısına bile sahip olamayacaklardı.
Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi, zifiri karanlık bir tünelin sonundaki ışık, küllerinden doğan bir milletin en şanlı destanıdır. Bugün bu topraklarda başımız dik, hür ve onurlu bir şekilde nefes alabiliyorsak, bunu o enkazdan bir güneş yaratanlara borçluyuz. Bize düşen, sadece minnet duymakla yetinmek değildir. Bize düşen; Atatürk'ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyete, aydınlanma meşalesine ve bu şanlı mirasa sarsılmaz bir inançla sahip çıkmaktır. Eğilmeden, bükülmeden, cehalete ve karanlığa asla geçit vermeden!
Yaşasın özgürlük, yaşasın aydınlık, yaşasın tam bağımsız Türkiye! O enkazın içinden doğarak ufkumuzu aydınlatan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları