24 Ekim 2026 - Cumartesi

DÜNYA NEYİ CHP VE YENİ PARTİ NEYİ KONUŞUYOR

.

Yazar - Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
Okuma Süresi: 8 dk.
Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

-
Takip EtGoogle News

Dünya hızla değişiyor. Savaşlar, enerji koridorları, deniz yetki alanları, iklim krizi, ticaret yolları, yapay zekâ, yeni ittifaklar... Türkiye ise bütün bu büyük dönüşümlerin tam ortasında, hem kendi güvenliğini hem ekonomisini hem de bölgesel ağırlığını korumaya çalışıyor. Son birkaç güne baktığımızda bile bunun ne kadar hareketli olduğunu görmek mümkün.

Libya Temsilciler Meclisi, 2019 yılında Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nı kabul etti. Üstelik yıllardır bu anlaşmaya mesafeli duran doğudaki siyasi yapının onayı söz konusu. Ankara açısından Doğu Akdeniz'deki dengeler bakımından önemli bir gelişme. Tam da aynı günlerde İstanbul, bölgesel diplomasinin önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yaptı. Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan, İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa'nın dışişleri bakanları İstanbul'da aynı masa etrafında buluştu. Gündemin merkezinde İran ve bölgedeki savaşın daha fazla yayılmasının önlenmesi vardı. Bunun hemen ardından gözler Antalya'ya çevriliyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirilecek. Dünyanın dört bir yanından liderlerin, hükümetlerin, bilim insanlarının ve iş dünyasının bir araya geleceği zirvede iklim finansmanı, enerji dönüşümü, yeşil sanayi, şehirlerin iklim direnci ve sürdürülebilirlik gibi başlıklar masaya yatırılacak.

Yani dünyanın gündemi büyük. Enerji. Güvenlik. Diplomasi. İklim. Ekonomi. Geleceğin teknolojileri...

Peki biz neyi konuşuyoruz? İşte tam burada insanın içi biraz burkuluyor. Türkiye'nin iki önemli siyasi aktörü CHP ile YENİ Parti arasındaki gerilim giderek daha fazla bir “aile kavgası” görüntüsü vermeye başladı. Bazen insanın aklına babası öldükten sonra mirasın başına oturup birbirine düşen kardeşler geliyor. Kim neyi aldı? Kim kimin tarafında? Kim kimin adamı? Kim hangi partiye geçti? Kim kimi yanında götürdü? Kimden kaç kişi ayrıldı? Kim ötekinden daha fazla milletvekili, belediye başkanı ya da teşkilat mensubu transfer etti? Siyasetin bütün enerjisi sanki bu soruların etrafında dolaşıyor. Oysa siyasetin asli görevi bu değil. Siyaset, “Ben senden daha fazla adam aldım” yarışı değildir. Siyaset, “Benim partime geçti” diye sevinmek, aynı kişi başka partiye gittiğinde “ihanet” diye ayağa kalkmak da değildir. Ama son dönemde gördüğümüz tablo tam olarak buna dönüşüyor.

CHP'den AK Parti'ye bir belediye başkanı ya da siyasetçi geçtiğinde kıyamet kopuyor. “Parti değiştirmek halkın iradesine saygısızlıktır” deniliyor. “Seçmenin oyuyla seçildi, başka partiye nasıl geçer?” soruları soruluyor. Fakat aynı siyasetçi kendi saflarına geçtiğinde söylem bir anda değişiyor. Bu kez transfer “önemli bir kazanım”, “büyük katılım”, “yeni başlangıç”, “güçlenme” olarak anlatılıyor. İşte siyasette güven duygusunu aşındıran nokta tam da burası. İlke, kişiye göre değişmemeli. Dün yanlış olan bugün doğru oluyorsa, ortada ilke değil, siyasi hesap vardır. Bir siyasetçinin parti değiştirmesi elbette eleştirilebilir. Ama eleştirinin ölçüsü, hangi partiye geldiğine göre değişiyorsa vatandaşın kafasında haklı olarak şu soru beliriyor: Mesele gerçekten ilke mi, yoksa sadece taraf mı?

Bunun son örneklerinden biri de Maltepe'de yaşandı. Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, yaklaşık çeyrek asırlık CHP üyeliğinin ardından partisinden istifa ederek Özgür Özel liderliğindeki YENİ Parti'ye katıldığını açıkladı. Köymen, kararını “yeni bir başlangıç, yeni bir umut ve yeni bir mücadele” sözleriyle duyurdu. Köymen'in tercihinin siyasi ve hukuki sonuçları elbette ayrıca tartışılabilir. Ancak burada asıl mesele Köymen'in hangi partiye geçtiğinden daha büyük. Çünkü Türkiye'de parti değiştirme tartışması artık neredeyse başlı başına bir siyasi gösteriye dönüşmüş durumda. Dün başka partiden kendi partisine gelen siyasetçiyi alkışlayanlar, bugün aynı hareketi yapan bir başka siyasetçiyi yerden yere vurabiliyor. Dün “milli irade” denilen şey, bugün “parti değiştirme” olarak küçümsenebiliyor. Dün “demokratik tercih” olarak sunulan karar, bugün “siyasi ihanet” diye tarif edilebiliyor. Bu çelişki topluma güven vermiyor. Asıl sorulması gereken soru bu.

CHP ile YENİ Parti arasındaki kavga büyüdükçe vatandaşın hayatında ne değişiyor? Emeklinin geliri artıyor mu? Genç işsizler iş buluyor mu? Esnafın krediye erişimi kolaylaşıyor mu? Üreticinin maliyeti düşüyor mu? Kira sorunu çözülüyor mu? Eğitimde yeni bir ufuk açılıyor mu?  Türkiye'nin dünyadaki rekabet gücü artıyor mu? Bunların hiçbirinin cevabı parti transferlerinde saklı değil.

Türkiye'nin bugün çok daha büyük meselelere ihtiyacı var. Dünyada dengeler değişiyor. Bölge yeniden şekilleniyor. Türkiye Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan Avrupa'ya kadar çok önemli bir coğrafyanın merkezinde duruyor. Dışarıda Türkiye'nin önünde böylesine büyük bir fotoğraf varken içeride birbirimize “Senin adamın benim adamım” diye bakarsak, büyük resmi kaçırırız.

Türkiye'nin siyasi partilerinin birbirleriyle mücadele etmesi demokrasinin gereğidir. Eleştiri olacak. Rekabet olacak.  İktidar mücadelesi olacak. Hatta sert tartışmalar da olacak. Ama bütün bunların bir sınırı olmalı. Siyaset, ülkeye umut vermeli. Vatandaşın geleceğe ilişkin kaygısını azaltmalı. Gençlere “Bu ülkede bir gelecek var” dedirtebilmeli. Esnafa “Yarın dükkânımı daha iyi şartlarda açacağım” umudu verebilmeli. İş insanına “Bu ülkede yatırım yapılabilir” güvenini hissettirebilmeli. Emekliye “Çocuklarımın geleceği güvende” duygusunu yaşatabilmeli. Bunun yerine her gün yeni bir transfer, yeni bir kavga, yeni bir suçlama ve yeni bir siyasi hesaplaşma izlemek toplumda umut değil, yorgunluk yaratıyor.

CHP ile YENİ Parti arasındaki mücadele nereye varır, hangi isim hangi partiye geçer, önümüzdeki günlerde kim kimin yanında saf tutar; bunların hepsi siyasetin kendi meselesidir. Ama ülkenin meselesi değildir. Ülkenin meselesi; dünyadaki dönüşümün neresinde duracağımızdır. Enerjide ne yapacağımızdır. Savunma sanayisinde nasıl daha ileri gideceğimizdir. Üretimde rekabet gücümüzü nasıl artıracağımızdır. İklim değişikliğine nasıl hazırlanacağımızdır. Gençlerimize nasıl iş ve gelecek  sağlayacağımızdır. Ve en önemlisi, bütün bunları yaparken birbirimizi tüketmeden nasıl ortak bir gelecek kuracağımızdır. Siyasetçiler birbirlerinin mirasını paylaşmaya çalışırken Türkiye'nin geleceğini kim inşa edecek?

Siyaset, kardeşlerin miras kavgasına dönerse kazanan kardeş olmaz. Sadece evin içi dağılır.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan ise dağılmış bir ev değil; dünyadaki büyük değişimin karşısında ne istediğini bilen, kavga etmekten çok üretmeye odaklanan, rekabet ederken ülkenin ortak çıkarlarında buluşabilen güçlü bir siyasi akıldır.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları