06 Eylül 2026 - Pazar
ÜZÜM MÜ YİYECEKSİNİZ, BAĞCIYI MI DÖVECEKSİNİZ?
.
Yazar - Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
Okuma Süresi: 5 dk.

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
-
Siyaset, tercihlerin ve değişimlerin alanıdır. Dün aynı safta yürüyenlerin bugün farklı bir siyasi partide yer alması, demokrasinin doğal sonuçlarından biridir. Elbette siyasi parti değiştirmek eleştirilebilir, sorgulanabilir. Ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgiyi de korumak gerekir.
Son günlerde CHP’den istifa ederek AK Parti’ye geçen milletvekilleri, belediye başkanları ve belediye meclis üyelerine yönelik ağır ifadeler kullanılıyor. Sanki siyasi parti değiştirmek başlı başına bir suçmuş gibi bir anlayış oluşturulmaya çalışılıyor.
Peki gerçekten öyle mi? Hatırlayalım… 2018 yılında CHP’den istifa ederek İYİ Parti’nin kuruluş sürecine katılan milletvekilleri olduğunda, bu isimlerin önemli bir bölümü siyaset dünyasında farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmuştu. Yeni bir siyasi hareketin oluşumuna katkı sunmak, siyasi tercih ve demokratik hak olarak görülmüştü. Bugün ise CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçen bir siyasetçi söz konusu olduğunda aynı demokratik anlayışın bir kenara bırakıldığını görüyoruz.
Daha da ilginci şu: AK Parti’den veya başka siyasi partilerden ayrılarak CHP’ye katılan isimler, Meclis kürsüsünde alkışlarla karşılanıyor, rozetleri törenlerle takılıyor. Bunda da elbette bir problem yok. Bir siyasi parti başka partiden gelen bir siyasetçiyi bünyesine katabilir, bunu törenle duyurabilir. Siyasetin doğasında var. Ancak aynı siyasi parti kendi bünyesinden ayrılan bir isme “hain”, “satılmış”, “ihanet etti” gibi ağır ifadelerle yükleniyorsa burada durup düşünmek gerekiyor. Demokrasi sadece bize katılanların tercihlerini kutsamak, bizden ayrılanların tercihlerini aşağılamak mıdır?
Siyasetçi değişir, ikna olur, hayal kırıklığı yaşar, yeni bir yol tercih eder. Bazen milletvekili partisinden ayrılır. Bazen belediye başkanı… Bazen belediye meclis üyesi… Bu kişilerin tamamının siyasi tercihlerini doğru bulmak zorunda değiliz. Ancak tercihlerini değiştirdikleri için onları toplumun önünde linç etmek de demokratik siyaset anlayışıyla bağdaşmaz.
Asıl sorulması gereken soru neden gittiler olmalı. Eğer bir siyasetçi partisinden ayrılıyorsa, bunun siyasi, kişisel veya hizmete ilişkin nedenleri olabilir. Bu nedenleri tartışmak yerine doğrudan hakaret etmek, aslında siyasetin kendisine zarar verir.
Bugün CHP açısından başka bir gerçeklikle de karşı karşıyayız. Parti içerisinde yaşanan büyük siyasi ve hukuki tartışmalar, CHP’yi adeta baba mirasını paylaşamayan kardeşlerin kavgasına benzetilen bir görüntünün içine sokmuş durumda. Bir tarafta mutlak butlancılar diğer tarafta CHP’den ayrılanların oluşturduğu yeni siyasi yapı… Tarafların birbirlerine yönelik söylemleri giderek sertleşirken böyle bir ortamda belediye başkanı ne yapacak? Her gün siyasi kavganın içinde mi kalacak? Meclis üyeleri birbirleriyle mücadele ederken vatandaşın sorununu kim çözecek? Belediye hizmeti siyasi kavgadan bağımsız yürütülmesi gereken bir iştir. Huzurun olmadığı yerde hizmet üretmek kolay değildir.
Tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor. CHP veya yeni oluşum içerisinde kalmak yerine, merkezi hükümetle daha uyumlu çalışarak kendi bölgesine daha fazla kaynak ve yatırım getirmek isteyen bir belediye başkanının AK Parti’ye geçmesi neden bu kadar büyük bir rahatsızlık yaratıyor? Sonuçta belediye başkanının asli görevi partisinin genel merkezine sadakat yemini etmek değil, seçildiği kentin insanlarına hizmet etmektir.
Vatandaşın bakacağı yer ise çok net: Hizmet geldi mi? Yol yapıldı mı? Okul yapıldı mı? Park yapıldı mı? Sosyal destek arttı mı? İstihdam sağlandı mı? Kentte yaşayan insanların hayatı kolaylaştı mı? Bunlar yapılıyorsa, vatandaş parti rozetine bakmaz.
Siyasette en kolay şey, rakibe laf söylemektir. En kolay şey, geçmişte aynı partide yol yürüdüğünüz bir kişiyi bugün yerden yere vurmaktır. Zor olan ise hizmet üretmektir. Zor olan farklı siyasi görüşlerden insanları aynı masada buluşturmaktır. İşte bu nedenle siyasetin artık “Kim kimin yanında?” sorusundan biraz olsun uzaklaşıp “Kim ne yaptı?” sorusuna yönelmesi gerekiyor. Çünkü vatandaş kavga istemiyor, hizmet istiyor.
Siyasi partiler bağdır. Siyasetçiler bağcıdır. Vatandaş ise üzümün peşindedir. Vatandaş artık “Bağcı hangi partiden?” diye sormuyor. “Üzüm var mı?” diye bakıyor. Öyleyse siyasetçilere de şu soruyu sormak gerekiyor: Üzüm mü yiyeceksiniz, bağcıyı mı döveceksiniz?
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları