17 Nisan 2026 - Cuma

ACININ ETİĞİ VE TOPLUMSAL SORUMLULUĞUMUZ

.

Yazar - Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
Okuma Süresi: 5 dk.
Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

-
Takip EtGoogle News

Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan ve okulda öğrencilerin hedef alındığı silahlı saldırı haberleriyle derinden sarsıldı. Olayın nedenlerini, sonuçlarını ve nasıl bu noktaya gelindiğini iki gündür tüm yayın organlarında dinledik, izledik. Hemen hepimizin de buna dair fikirleri var. Bu nedenle ben daha çok olayın başka bir yüzüne, hatta yüzlerine değinmek istiyorum.

Evet, biz okul saldırılarını önceleri ABD’de görür, duyar, izlerdik. Orada bize gösterilen görüntüler çoğunlukla polis barikatları ve okulun genel dış görüntüsünden ibaret olurdu.

Ancak Kahramanmaraş’ta bir öğretmen ve öğrencilerin hayatını kaybettiği saldırı sonrası sosyal medyaya ya da televizyon ve gazetelere baktığımızda, ülkece ciddi bir “etik” sorunu yaşadığımızı görmek zor olmuyor. Olay gerçekleşir gerçekleşmez sosyal medyada öğrencilerin yaşadığı panik anlarının görüntüleri, camdan atlayan öğrencilerin görüntüleri ve öğrencisini korumaya çalışan öğretmen ile yaşamını yitiren öğrencilerin görüntülerinin servis edildiğini gördük.

Acıları tarifsiz ailelerin bir ömür boyu karşılarına çıkacak bu görüntülerin yayınlanması yayınlayana ne kazandırdı? Paniği yaşayan ve canlarını kurtarmak için okul penceresinden atlayan çocukların, internete her girdiklerinde bu görüntülerle yeniden karşılaşacak olması ve her seferinde unutmak istedikleri travmanın tetiklenmesi nasıl bir sorumlulukla açıklanabilir?

Olayın hemen ardından sosyal medyada bir başka tablo daha ortaya çıktı: yaşanan trajediden siyasi rant devşirme girişimleri. Hükümete yönelik öfkenin bir fırsat alanına dönüştürülmeye çalışıldığını, Milli Eğitim Bakanı’ndan eğitim sistemine kadar uzanan bir eleştiri çizgisinin hızla hakarete ve yaftalamaya evrildiğini gördük. Eski olayların yeniden ısıtılıp dolaşıma sokulduğu, adeta “müflis bakkalın veresiye defterini karıştırması” gibi bir refleksle her şeyin yeniden gündeme taşındığı bir ortam oluştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Acının siyaseti olmaz” açıklamasına rağmen, sosyal medyanın bazı kesimlerinde ve bazı siyasi çevrelerde acının neredeyse tüm sınırları zorlanarak siyasallaştırıldığına tanık olduk.

Öte yandan kimse “Ben çocuğumu nasıl yetiştiriyorum?” sorusunu kendine sormadı. Çocukların çok küçük yaşlardan itibaren eline verilen tabletler, kontrolsüz internet kullanımı, odalarda geçirilen uzun saatler ve denetimsiz dijital dünyaya bırakılmaları üzerinde yeterince durulmadı. Bunun yerine hızlıca “Devlet çözmeliydi” denildi. Oysa mesele sadece devletin sorumluluğu değil; ailelerin de kendi payına düşeni görmesi gerekiyor. Elbette yasal düzenlemeler yapılmalı, çocuklar dijital dünyanın zararlarından korunmalı. Ancak her şeyi yalnızca devletten bekleyen bir yaklaşım da sağlıklı değildir.

Bir diğer tartışma ise okullardaki güvenlik meselesi oldu. X-Ray cihazı, ek güvenlik görevlisi, okul girişine polis gibi birçok öneri dile getirildi. Ancak kimse 2 bin öğrencinin X-Ray’den geçiş süresini, ya da her çantanın tek tek kontrol edilmesinin pratikte ne kadar mümkün olduğunu hesaplamadı. Herkes kolay çözüm önerileri sundu ama sahadaki gerçekliği çoğu zaman göz ardı etti. Üstelik tüm bu önlemler alınsa bile, sorunun kaynağı içerideyse, yani öğrenci okulun içindense, bu tür olayların önüne geçmenin mutlak bir garantisi var mı?

Okullarda güvenlik elbette artırılmalıdır. Ancak Kahramanmaraş’taki saldırının faili bir okul öğrencisi olduğunda, meselenin yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceği de açıktır.

Eğitim önce ailede başlar, okulda devam eder.

Bu tür acı olaylar bize yalnızca güvenlik tartışmalarını değil, çok daha derin bir toplumsal muhasebeyi zorunlu kılıyor. En büyük sorumluluklardan biri, acıyı tüketim malzemesi haline getiren medya ve sosyal medya kültürüdür. Bir diğer sorumluluk ise birey olarak hepimizin kendi payımıza düşeni görme zorunluluğudur. Güvenlik tedbirleri, yasal düzenlemeler ve kurumsal önlemler elbette gereklidir; ancak asıl çözüm, aileden başlayan, toplumsal bilinçle güçlenen bir eğitim ve değerler sisteminin yeniden inşasıdır.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları